Advert
Bu Makale 15 Mayıs 2019 01:57:42 Tarihinde eklenmiştir. 220 Defa Okundu.
Lokman ŞIHANLIOĞLU (Araştırmacı Yazar)

Lokman ŞIHANLIOĞLU (Araştırmacı Yazar)



" HATIRALARDA KALAN ESKİ VİRANŞEHİR " YAZI DİZİSİ-2

Yazılarımda;kişileri ve aileleri özelİlikle eski lakablarıyla"VİRANŞEHİR'in" kendine öz diliyle yazmaya çalışacağım,amacım kişileri rencide etmek degil aksine viranşehirin degerlerini daha anlaşılır bir şekilde tanıtmaktır bunun dışında başka hiç bir anlam taşımamaktadır.

 

  Hatırlayabildigim,araştırdığım ve anlatıldığı kadarıyla"VİRANŞEHİRİ,AİLE BÜYÜKLERİNİ,FERTLERİNİ" kendi yorumlarımı ekleyerek yazmaya çalışacağım.

 

Yazılarımda yanlış bir bilgi olursa beni uyarmanızı,düzeltmem için yardımcı olmanızı rica ediyorum.

 

Yazdıklarımı okurken sizlerde kendi anılarınızı canlandırınki bir nebzede olsa hep beraber geçmiş günlerimizi yad edelim.

  İlk olarak kendi aile büyüklerimin kısa bir tanıtımıyla yazıma devam edecek.

 

 

Ben tekye mahallesindeki büyük dedemin kurduğu evde doğmuşum,ailemiz lakab olarak "ŞEYĞ SEYYID MUHAMMED'E BUBE,MALA YADE,MALA OCAĞA olarak bilinirmiş,siverek doğumlu olan büyük dedemin 1900'lü yıllarda viranşehire geldigi söyleniyor viranşehire yerleşen "ŞEYĞAN-İ AŞİRETİ"nin ilk ileri geleni,ağası,büyügü olarakta tanınırmış.

 

Asıl meslegi çiftçilikmiş bir dönem manifaturacılık yapmış,1924 yıllarında siyasete başlamış 1930 yılında CHP den viranşehir belediye başkanı seçilmiş 1936 yılına kadarda belediye başkanlığı görevininde bulunmuş 1942 yılında vefat etmiş.

 

Dedem"SEYYID SABRİ ŞIHANLIOĞLU"çiftçilikle uğraşırmış,ilk CHP den belediye başkanı seçilmiş daha sonra demokrat partiye katılmış 1945-1949/ 1952-1956/1959-1960 tarihlerinde viranşehirde belediye başkanlığı yapmış.

 

Annemin dedesinin lakabı "ALLAF SEYYID MAHMUT,BEYT SEYYID IZZEDDİN ABUL HAMRA"dır,oğlu yani dedem "ALLAF SILO NEBATİ,SEYYID SÜLEYMAN NEBATİ"(NIEMAN) aşiretinden viranşehire ilk yerleşen ve ileri gelenidir.

 

 

Tekye mahallesindeki dede evimiz;beyaz taştan yapılmış,büyük pencereli odaları olan,üstüne sıralanmış tahta direklere samanla karıştırılmış toprak dökülen,iki kanatlı büyük sokak kapısı olan geniş havlulu,çankallı büyük demir anahtarla açılıp kilitlenirdi arka kapıdanda çıkılabilen bedeni olan manevi  tarih kokan"ŞEYĞ SEYYID MUHAMMEDE BUBENİN OCAĞ EVİYDİ".

 

Çok kalabalık bir evdi akrabaların tanıdıkların eksik olmadığı yatılı kaldığı şehir evlerindendi,o devirde viranşehirde otel yoktu araç sayısı parmakla sayılacak kadar azdı,at arabaları atlar ve eşşekler taşıma aracı olarak kullanılırdı,köylerden veya şehir dışından viranşehire gelen her misafirin kalacağı bir ev vardı elleri boş gelmezlerdi,gönül zenginlikleri ellerindeki imkanların sınırını belirlemişti sanki.

 

Samanların arasında tenekelerin içine dizilmiş üstü lekeli yumurtalar,rüzgarın uçurduğu tozlar sıtılların içindeki yoğurdun üstündeki kaymağı kaplamış ama kirlenmesin diye tülbentlede örtülmüş,bir küçük kovada süt,bir küçük kovada sade yağ,tezek ateşiyle sac üstünde pişirilmiş yufka ekmekleri yamalı kumaşlara sarılmış olarak getirirlerdi,bazen bir kuzu bazen ayakları bez parçasıyla biri birine bağlı bir kaç tavuk vardı ellerinde.

 

Eskimiş yamalı şalvarların ve entarilerinin içine sığınmış bir mahcubiyet ve çekingenlik içinde olam misafirlerimiz gelirlerdi evlerimize.

 

 

Erkekler yeleklerinin altına gizleyerek bellerine sardıkları yasak olan çefyeleri çıkarıp başlarına bağlarlardı,omuzlarından aşağı sarkan uçlarıyla terlerini silerlerdi,yasak olan tütün ve sarma kağıdının içine koydukları büyük teneke kutuları heyecanla ceplerinin derinliklerinden çıkarıp çatlamış elleriyle sarmaya başlarlardı siğaraları,rengarenk desenli el örmesi renkli çorapların içine geçirdikleri kurumuş topuklu,nasırlı parmakların içine sığındığı numarasız naylon ayakabılar giyerlerdi.

 

 Bedenleri sıcak toprak kokardı,susuzluğa boyun egmiş,yokluk içinde yaşamaya çalışan kaderci bir yapıları vardı,yedikleri bulabildikleriyle sınırlıydı ama yürekleri dim dik ayaktaydı,onurluydular,insanlıklarını hiç bir deger satın alamazdı.    

 

Kadın misafirlerimiz genellikle suriyeden getirilen kumaşlardan hazırlanan"ÇEFYE"ve renkli desenli eşarplarla kapatırlardı başlarını,saçları görünmesin diyede alnın üstünede başka bir kumaşla tuttururlardıki açılmasın,üst giysi olarak rengarenk kadife kumaşlardan dikilen ceketlerin üzerine şekilli desenlerle süslenmiş "KUTTIK",içinede kat kat kumaşlardan dikilmiş kendinden desenli parlak renkli giysiler giyerlerdi.

 

Tenlerinede;yeşil renkli çiçekleri,süslemeleri ellerine yüzlerine ayaklarına kazdırdıkları "DEK"( DÖVME)leri vardı.

 

Erkeklerinin arkasında yürürlerdi yanlarında oturamazlardı,konuşamazlardı yemek sofralarını kurduktan sonra başka odaya geçerek beklerlerdi,sofrayı topladıktan sonra kalan yemekleri kendileri ve evin küçük çocukları beraber yerlerdi.

  

Sabrın zirve yaptığı o dönemde nasıl bir edeple,nasıl bir kültürle,nasıl bir sabırla sürdürmüşlerdi yaşamlarını fedakar cefakar kadınlar...

 

DEVAM EDECEK...

 

Diğer Yazıları